TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ VE VAKFI’NCA GELENEKSEL OLARAK DÜZENLENMEKTE OLAN İFTAR YEMEĞİ 17.09.2008 ÇARŞAMBA GÜNÜ BAŞKENT ÖĞRETMENEVİ’NDE DÜZENLENECEKTİR.
Türkiye Dünya pamuk üretiminde % 2,3 ile 7 nci sırada yer almaktadır.
Üretim maliyetinin yükselmesinden, sulama yatırımlarının yapılamaması, hasatta mekanizasyona geçilememesi ve kuraklığın yaşanması buna bağlı olarak üreticimizin dışarı ile rekabet edememesinden dolayı pamuk ekim alanlarımız yıllar geçtikçe azalmaktadır. 2002 yılında 700 bin hektar üretim alanından 2008 yılında 100 bin hektar azalarak 600 bin hektarın altına gerilemiştir.
Aslında pamuk üretiminden vazgeçilen alan 100 bin hektar değildir. Bunun 2-3 katıdır. Çukurovada, Kahramanmaraş ovasında, Amik ovasında, Gaziantep ovasında ve Antalya ovasında pamuk üretiminden vazgeçilmiştir. Buraların yerine pamuk üretimi Harran ovası ve GAP sulama alanlarıyla beraber Güneydoğu Anadolu Bölgesine geçmiştir. Ancak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde de yüksek maliyetlerden dolayı pamuk üretiminden vazgeçilmeye mısıra yönlenme başlamıştır.
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği, Şubeleri ve temsilcilikleri ile yapılan maliyet hesaplamalarında 2008 yılı kütlü pamuk maliyeti kilograma 1,12 YTL olarak belirlenmiştir.
2002-2003 yıllarında kütlü pamuğun kilogram satış fiyatı 0,90-0,95 YTL iken son 5-6 yıldır dış piyasaya da bağlı olarak 0,6-0,7 YTL civarında seyretmektedir. Pamukta 2007 ürününe kilograma 0,29 YTL destekleme yapılmaktadır.
Şu anda borsa fiyatlarına göre kütlü pamuğun kilogramı 0,75-0,85 YTL civarındadır.
Tedbir alınmaması halinde yakın gelecekte ülkemizde pamuk üretimi bitme noktasına gelecektir. Bu yıl Ege, Antalya ve Güneydoğu kütlü pamuğunun kilogram fiyatı ortalaması en az 1,12 YTL, 2008 ürünü pamuğun destekleme fiyatıda sertifikasızda kilograma en az 0,45 YTL olmalıdır.
Tarımsal ürünler ve pamuk üretiminde dışa bağımlı olmadan kendi kendimize yetebilecek şekilde, orta ve uzun vadede hükümetlere göre değişen değil, sürdürülebilir Milli Tarım Politikasının olması gerekir.
Fehmi KİRAZ
Genel Başkan
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
Sakarya Cad. 30/2 Kızılay/ANKARA
SAYI : …/08/2008
KONU : Zirai karantina yönetmelik
taslağı
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞINA
(Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne)
ANKARA
6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai karantina Kanununa istinaden çıkarılan ve 06.07.2003 tarihinden beri yürürlükte olan “Zirai Karantina Yönetmeliği” yeniden değiştirilmek istenmektedir. Yayımlandığı tarihten beri, 2003 yılında 4 kez, 2004 yılında 3 kez, 2005 yılında 2 kez, 2006 yılında 2 kez, 2007 yılında 1, 2008 yılında 1 kez olmak üzere yürürlükte kaldığı yaklaşık 5 yılda 13 kez değişiklik yapıldığı tespit edilmiştir.
Bir Ülkenin karantina yönetmeliğinin bu kadar çok değiştirilmesi düşündürücüdür.
Tatil günlerini geçirmekte olduğumuz bu günlerde taslak metin aceleye getirilerek 10 günlük süre içerisinde Bakanlık sitesinde görüşlere açılmıştır. Diğer mevzuat taslaklarının yaklaşık bir ay süreyle görüşlere açıldığı düşünüldüğünde, bu aceleciliğin nedeni anlaşılamamıştır.
Ayrıca, 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunun değiştirme çalışmalarının yapılmasından vazgeçildiği yorumlarına da neden olmuştur. Kanun değişikliği beklenirken, yapılan yönetmelik değişikliğinin Avrupa Birliği Müzakerelerini kolaylaştırıcı etkisi de sınırlı kalacaktır. Köklü değişikliklerin ancak Kanun değişikliği ile yapılabilineceği bilinmektedir.
Bilindiği gibi, 20.06.2006 tarihinde yapılan değişiklikle yurda girişinde sakıncalı bulunan ve ithale mani teşkil eden yaklaşık onlarca hastalık ve zararlıyı listeden çıkarıldığı görülmüştür. O dönemde çok önemli olan Tütün, hıyar gibi mozaik virüsleri, Alternaria brassicola, Fusarium spp., gibi funguslar, Agrobacterium tumafaciens, Erwinia coredeum, Acidovorax avenae, Clavibacter michiganense, Xanthomanas vesicatarium gibi bakteriler yönetmelikten çıkarıldığından tepkilere neden olmuştu.
Gelen tepkileri yatıştırmak içinde “İç karantina” önlemlerinin artırılacağını ifade etmişler, ancak bugüne kadar İç karantina çalışmalarında somut adımlar görülememiştir.
İç ve dış karantina çalışmaları mütemmim cüz’dür. Birbirini tamamlayan kuralları kapsamalıdır. İç karantina kapsamında sakıncalı bulunan bir zararlı organizma dış karantina kapsamında da sakıncalı olmalıdır. İç karantina kapsamında imha tedbiri uygulaması düşünülen bir etmene , ithal izni verilmemelidir.
Yönetmeliğin en somut ve önemli değişiklik teklifleri; mevcut yönetmeliğin 5.maddesindeki “ithali şarta bağlı bitkiler ve maddeler” başlığında yapılmıştır. Bu maddedeki “…Ayrıca, bu bitki ve bitkisel ürünler bu yönetmelikte yer almadığı halde bitki gelişmesini engelleyecek ve bitki veya bitkisel ürünün Pazar değerini düşürecek seviyede herhangi bir zararlı organizmayı taşıyamaz.” ifadesi, taslakta çıkarılmış olarak görülmektedir. Anayasamızın “Tarım ve hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması” başlıklı 45.maddesinde “ Tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerin sağlanmasını kolaylaştırır.” İfadesiyle Devletin bitkisel üretimin artmasını engelleyecek faaliyetlere izin verilemeyeceğini düzenlemiştir. Ancak Bakanlık kendi eliyle buna çanak tutmaktadır. Anayasamızla koruma altındaki Üreticilerimizin aleyhine bir düzenleme yapılmaktadır. Yönetmelik taslağı Anayasamızın bu maddesine açıkça aykırıdır. Mevcut yönetmelik hali korunmalıdır.
Bakanlığımız 2003 yılından bugüne kadar 5.maddesi kapsamında ithaline izin verilmeyen ürün miktarlarını açıkladığın da , küçümsenmeyecek oranlarda bitki/bitkisel ürünlerin bu kapsamda ithaline engel olunduğu görülecektir.
Ülkemize temiz, ve sağlıklı ürün girişinde önemli bir işleve sahip olan 5.maddedeki bu düzenlemenin iptal edilmesinde nasıl bir Kamu Yararı olabilir? sorusuna cevap bulunamamaktadır? Açıkcası düzenleme de Kamu yararı yoktur. Sadece ithalatla uğraşanların lehine bir uygulamadır. Bakanlığın görevleri arasında sağlıklı, kaliteli ve temiz ürün temininde denetim görevi de yer almaktadır.
Korkarız ki bu düzenleme! Ülkemizi ithal bitki/bitkisel ürün çöplüğüne dönüştürecektir.
Geçtiğimiz yıllarda değişik sanayi ürünlerinde de yaşadığımız gibi bitki/bitkisel ürünler de kalitesiz, sağlıksız ürün pazarına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Ancak önemli fark bu tür ithalatların meydana getireceği sonuçların toplumsal sonuçları olacağıdır.
Yapılmak istenen düzenlemeyle ilgili somut bilgilerden ziyade yapılan değişikliğin sadece 5.madde değişikliğini uygulamaya koymak için yapıldığı düşünülmektedir. Yönetmelikte böyle bir düzenlemeye mutlak ihtiyaç vardır. Aksi takdirde Kene (Yumurtaları) ile bulaşık herhangi bir bitki /bitkisel ürün yada topraklı bitki ithaline engel olmak mümkün olmayacaktır.Kene’nin hayvansal bir zararlı olmasına rağmen bitki ve bitkisel ürünlerle hatta toprakla da taşınabildiği ve yaşamlarını sürdürülebildiği bilinmektedir. Bakanlık böyle bir durumla karşılaşıldığında hangi maddeye göre işlem yapılacağını açıklamalıdır? Polemik olmaması ve yersiz endişe ve korkulara meyil vermemesi açısından bu konuyu fazlaca tartışmayı da doğru bulmuyoruz.
Değişikliğin amacı sorulduğunda! yine AB uyum bahanesiyle karşılaşılacaktır. Oysa ki uyum yönetmelik değişikliğiyle değil, ancak 6968 sayılı kanun değişikliğiyle sağlanabilecektir. Bu değişiklik AB mevzuatı ile de uyumlu değildir. Ana hatlarıyla örneklendirirsek, taslakta, hala permi düzenlemesi yer almaktadır. AB de permi uygulaması yoktur. AB nce 2000/29/EC sayılı Konsey direktifine göre , Bitki sağlık sertifikaları en fazla 14 gün önceden düzenlenmesini şart koşarken, taslakta bu süre (6968 de olduğundan dolayı) hala 20 gün olarak korunmaktadır. Bu basit örnekler; yapılan yönetmelik değişikliklerinin bahanesinin AB olamayacağını göstermektedir. Ancak yapılacak Kanun değişikliğinden sonra bu tür yönetmelik değişikliği çalışmalarının yapılması gerekir. Yoksa önümüzde yeni yönetmelik değişiklikleri kaçınılmazdır. Yönetmelik 6968 sayılı yasanın bir çok kısmına da açıklık getirmemiştir. Tarım alet ve makinalarının ithalinde izlenecek yöntem ve usullere yönetmelikte hiç değinilmemektedir.
Taslakta bazı zararlı organizmaların çıkarıldığı, bazılarının da listesinin değiştiği görülmüştür.
<
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
Sakarya Cad. 30/2 Kızılay/ANKARA
SAYI : …/08/2008
KONU : Zirai karantina inspektör
yönetmelik taslağı
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞINA
(Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne)
ANKARA
6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai karantina Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 20.06.2006 tarih ve 26204 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlükte bulunan Zirai karantina inspektör yönetmeliği değiştirilmek istenmektedir.
Taslak metin her şeyden evvel yeni ,köklü değişiklikler getirmemektedir. Daha ziyade eğitim süreci üzerine yapılmış düzenlemeler ve kazanılmış hakların yoksayılmasına neden olacak düzenlemeleri meydana getirmektedir.
Her şeyden evvel Zirai karantina İnspektörlerinin , Avrupa Birliği Ülkelerindeki eşdeğer pozisyonlarına getirilme çalışmaları olarak yansıtılan bu çalışmalar, Anayasamızın, mevcut idari hukukumuzun ve 657 sayılı DMK. göz ardı edilmesiyle hazırlanan bir taslak olarak göze çarpmaktadır.
Anayasamızın Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümlerini düzenleyen 128.maddesinde“Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmüne göre inspektörlükle ilgili düzenlemelerin kanun’la düzenlenmesi gerektiği açık ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde belirlenmiştir. Oysa İnspektör Yönetmeliğinin 3.Bölümünde 8.ve 9.maddelerinde “görev, yetki sorumluluk ve çalışma şekilleri düzenlenmiştir.Anayasanın 128.maddesine göre İnspektör; ünvanı ve kadro çalışması yapılmadan , sadece yönetmelikle inspektörlere yetki ve şahsi sorumluluk veren maddeleri düzenlenemez.
657 sayılı DMK nın 34.maddesine göre kurumca teklif edilen kadroların Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanması gerektiği belirtilmiştir.
Bilindiği gibi İnspektörlük bir Sınıf yada Görevde yükselme değildir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu 25.03.2008 tarihli ve 26827 sayılı Resmi gazetede yayımlanan 2005/2 esas ve 2007/1 nolu kararında , “Kadro, memurun çalıştığı belli bir görev yerini ifade etmekte, memurun yapacağı iş, onun kadrosu ile ilişkili bulunmaktadır.” Aynı kararda DMK nın 33.maddesine göre kadrosuz memur çalıştırılamayacağı, personelin tamamı için görev yerlerinin belirtilerek kadro tespiti zorunluluğu getirildiği ifade edilmiştir. Her şeyden evvel ve bizce de en önemli kararıda “Yetki ve sorumluluk ise eğitim sonucu elde edilen ünvana göre değil, kadro ünvanına bağlı olarak kullanılır.” demiştir. Yani taslağın 8.maddesi ( i) bendindeki “ İnspektör yaptıkları kontrol ve işlemlerden, düzenledikleri belgelerden bizzat sorumludurlar.” Şeklinde ifade edilen yetki ve sorumluluğun yönetmelikle ve yapılan eğitimler sonucunda verilmesini mümkün olmadığını ortaya koymuştur.
Bu ana izahlara göre;
1)8.madde (i ) bendi gibi bir düzenleme ancak ve ancak kadro ve unvan çalışması kanun ile yapıldıktan sonra mümkün görülmektedir.
2)Ayrıca Yönetmeliğin 10.madde (d) bendinde ,inspektörlük görevinden kendi rızası ile ayrılanların, tekrar inspektör olamayacağını hükme bağlamıştır.herşeyden evvel “istifa hakkı” Anayasamızda ifadesini bulan temel hak ve hürriyetlerdendir. Yönetmeliklerle verilen hak ve yetkiler kısıtlanamaz. Zira Anayasamızın 124 maddesinde Yönetmeliklerin kanunlara ve tüzüklere aykırı olamayacağını düzenlemiştir.
İnspektörler her şeyden evvel Devlet Memuru ve 657 sayılı DMK nuna tabii ve uymakla yükümlü olduklarından dolayı bu yönetmeliğin, idari kısımları da 657 ye aykırı olmamalıdır. 657 sayılı DMK nın 20.maddesine göre inspektörler, çekilme hakkına sahiptirler ve bu hakkı kullanan memurlar , 97.maddedeki sürelerde de yeniden atanabilirler. 92.maddede “ İki defadan fazla olmamak üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerden veya bu kanun hükümlerine göre çekilmiş sayılanlardan tekrar memurluğa dönmek isteyenler, ayrıldıkları sınıfta boş kadro bulunmak ve bu sınıfın niteliklerini taşımak şartıyla ayrıldıkları tarihte almakta oldukları aylık derecesine eşit bir derecenin aynı kademesine veya 71.madde hükümlerine uyulmak suretiyle diğer bir sınıfta eşit derecedeki kadrolara atanabilirler.” İfadesine aykırı olacak şekilde tekrar inspektör olamayacaklarını düzenlemek , 657 sayılı DMK nın 20.maddesindeki çekilme hakkını kısıtlamak anlamına gelecektir.
3)Yine taslak yönetmeliğin 10.maddesi (f) bendindeki “Bir yıl içerisinde üç kere ceza alan inspektörün kartı iptal edilir.” Maddesi de Anayasamızın 38.maddesine ve 128.maddesine de aykırıdır. Çünkü bu maddesi yeni ceza ihdas etme niteliğindedir ve bu yönetmelikle yapılmak istenmektedir. Anayasamızın 38.maddesine göre “….Kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz..” ifadesi yer almaktadır. Suç ve cezaların kanuna uygun olması gerekmektedir. Yine Anayasanın 128.maddesinde de , memurların “hakları ve yükümlülükleri”nin kanunla düzenlenmesini şart koşmuştur.
657 Sayılı DMK nın 18.maddesinde ise “ Kanunlarda yazılı haller dışında Devlet memurunun memurluğuna son verilemez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz” ifadesinde de belirtildiği gibi, yönetmelikle İnspektörlük hakkı da elinden alınamaz.
Yine 657 sayılı DMK nın 125.maddesinde memurlara verilecek cezalar belirlenmiştir ve bu cezalar haricinde yönetmelikler le idarelere ceza tayin etme hakkı ve yetkisi de verilmemiştir.
4)Yine yönetmeliğin 8.maddesi (d ) bendindeki “İlgilinin talebi ve üçüncü ülke şartlarını sağlaması halinde üçüncü ülkeye gönderme işlemlerini uygular.” İfadesi de 6968 sayılı yasaya da aykırıdır.Çünkü 6968 sayılı yasada bulaşık çıkan ürünlere yapılacak işlemler belirtilmiştir. 6968 sayılı kanunun 8., 9., 10.maddelerinde ,belirtilmiştir. Bu maddelere göre bir ürün ya ülkemiz karantinasına uygun olduğundan dolayı ithali uygun görülür. Yada mahrece iade ve imha işlemleri yapılır. Aksi takdirde üçüncü ülkeye “bulaşık yada bozuk mal satışı” anlamına gelebilecek böyle bir düzenlemenin sonuçlarının da ağır olabileceğini tahmin etmek güç olmayacaktır. Bu düzenlemenin İnsan sağlığı ve gıda sağlığıyla ilgili uygulamalarda çokca karşılaşılan ürünler için uygulanacağı düşünülmektedir. Yani aflatoksin yada nem, böcek yeniği v.s gibi nedenlerden dolayı ithal edilemeyen bir incir’in yada fındığın üçüncü ülkeye ihracatının nasıl olacağı açıklanmalıdır. Çünkü, kendi ülkemize ithalini uygun görmediğimiz ürünleri, başka ülkeler için reva görmek anlamına gelebilecek bu düzenlemeden vazgeçilmelidir.
Yoksa bu düzenlemeye göz yummak Rusya ile sık sık yaşadığımız sorunların benzerlerinin yaşanabileceğini göstermektedir ve çok tehlikeli olarak görülmektedir.
5)Yine taslağın 10.maddesi (b) bendindeki “Kartları alınan inspektörlerin bir yıl içerisinde bu maddede adı geçen birimlere atanmaları veya görevlendirilmeleri halinde kartları genel müdürlükçe yeniden düzenlenir.” İfadesi aynı maddenin (a) bendine ve ve (a) bendinin atıfta bulunduğu 7.madde (j ) bendiyle çelişkili ve tezat oluşturmaktadır. Bu çelişki giderilmelidir.
Bilgilerinize arz ederiz.
Aralarında Birlik üyelerimizin de bulunduğu sendikalılara kısa bir konuşma yapan Birliğimiz Genel Başkanı Sayın Fehmi KİRAZ, kamu çalışanlarının sosyal ve mali hakları ve taleplerinin büyük bir bölümünün hükümetler tarafından sürekli olarak görmezden gelindiğini, maaşlardaki sembolik artışların, diğer temel ihtiyaçlardaki zamlarla kısa sürede eridiğini ifade etti. Birlik üyelerinin büyük bir kısmının aynı zamanda sendika üyesi de olduğunu belirten Kiraz, sendikaya desteğimizin her platformda devam edeceğini açıkladı.
Tarım makinaları, fide ve sera ürünleri, gübreler, tohum, yem, fidan,
bahçecilik, su ve sulama teknolojileri, zirai ilaçlar, canlı hayvan
yetiştiriciliği, tavukçuluk gibi konularda son yeniliklerin
sergilendiği 12. Uluslararası Tarım ve Tarım Teknolojileri Fuarı,
Altınpark’ta açıldı.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri
Birliği, Tarmak-Bir, Türk Tarım ve Alet Makinaları İmalatçıları
Derneği, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği ve INFO
Uluslararası Fuar, Tanıtım ve Organizasyon A.Ş işbirliğiyle düzenlenen
fuarın açılış töreninde, bu kurum ve kuruluşların temsilcileri ile
bazı katılımcılar birer konuşma yaptı.
”ÇİFTÇİ TARLAYA KARASABANLA GİRERSE ŞAŞIRMAYALIM”
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Başkanı Fehmi Kiraz da
tarım teknolojisindeki gelişimin kendilerini memnun ettiğini, ancak
çiftçinin bu ürünleri kullanabilecek güce sahip olmadığını söyledi.
Kadastro, miras hukuku alanındaki sorunların hala çözülemediğini,
arazi toplulaştırmasının yapılamadığını anlatan Kiraz, sulama
yapılamayan alanların fazlalığına da dikkati çekti. Kiraz, ”Sulama
yatırımlarını yapabilirsek, ülke nüfusunun 4 katını besleyebilecek
potansiyele sahibiz” dedi.
Çiftçiye desteğin artırılması, örgütlenme önündeki engellerin
kaldırılması gerektiğini dile getiren Kiraz, ”yakında çiftçi
tarlasına karasabanla girerse hiç şaşırmayalım maalesef” dedi.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları ise
konuşmasında tarım ile ilgili ”karanlık bir tablo çizmeye” hiç gerek
olmadığını kaydederek, 5 yıl önce tarımsal GSMH’nin 23,7 milyar dolar
olduğunu, rakamın 2007 itibariyle 50,7 milyar dolara ulaştığını
kaydetti. Tarım ürünleri ihracatının da 4 milyar dolar düzeyinden 10
milyar dolara çıktığını kaydeden Mirmahmutoğulları, çiftçiye
kullandırılan kredi tutarlarında da büyük artış meydana geldiğini
anlattı.
”Türk tarımında çok ciddi ilerleme var” diyen Mirmahmutoğulları,
ülkenin potansiyeline bakıldığında daha yapılması gereken çok iş
bulunduğunu söyledi.
Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Teke,
artık ”babadan kalma yöntemlerle tarım yapılamayacağını” ifade
ederek, çiftçilere teknolojik ekipmanları ortak alabilmeleri için
imkan sağladıklarını anlattı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek buradaki konuşmasında,
teknolojinin sergilendiği böyle fuarları görmekten mutlu olduklarını
ancak fuar alanının darlığı nedeniyle üzüntü duyduklarını kaydetti.
Ankara’ya fuar alanı yapmak konusundaki girişimleri hakkında bilgi
veren Gökçek, kentin gelişimi için büyük bir fuar alanı gerektiğine
inandığını belirtti ve bunu gerçekleştirmek istediklerini vurguladı.
Konuşmaların ardından katılımcılar daha sonra fuarın açılışını
gerçekleştirdi ve standları gezerek yetkililerden bilgi aldı.
Fuar, 31 Ağustos’a kadar açık kalacak.
KAYNAK: ROTAHABER
Anma programı, Karşıyaka mezarlığında kabir ziyaretleri ve kabristanda Kur’an-ı Kerim tilavetleri ile başladı.
Dünya fındık üretimi ortalama 750 – 900 bin ton arasında değişmektedir. Ülkemiz, Dünya fındık üretiminde %75’lik üretimle 1. sırada yer almaktadır. Ülkemizde fındık üretimi son yıllarda 650 bin hektar alanda 600-700 bin ton arasında değişmektedir. 400 bin üreticiyi direkt, 2 milyon insanın da dolaylı olarak geçim kaynağını oluşturmaktadır.
Yıllara göre fındık ihracatı 400-450 bin ton kabuklu fındığa eşdeğer gelmektedir. İç tüketimde değerlendirilen fındık ise 80-100 bin ton dolaylarındadır. Toplamda yıllara göre 500-550 bin ton fındık satılabilmektedir.
· 2008 yılı için fındık rekoltesi 710 bin ton olarak beklenmektedir.
· Fiskobirliğin tasfiyesi uğruna üzerine hiç görev değil iken Avrupa bankalarından yüz milyonlarca dolar kredi alarak fındık alımına giren Toprak Mahsulleri Ofisinin geçmiş yıllarda aldığı depolarında bulunan 320 bin ton fındık stoku ile birlikte 2008 yılı fındık arzı 1 milyon tonun üzerinde olmakta ve 500 bin ton arz fazlası meydana gelmektedir.
· 2007 yılı fındık maliyeti kilograma 3,30 YTL iken fahiş bir şekilde artan girdiler sonucunda TZYMB ve Karadeniz Bölgesindeki temsilcilikleri ile birlikte 2008 yılı fındık maliyeti kilograma 4,20 YTL olarak hesaplanmıştır. % 20’lik refah payı ile birlikte fındık alım fiyatının kilograma en az 5 YTL olması gerekmektedir. Bu fiyat ile ihracatta fındık, 2008 yılı kampanya döneminde ülkemize 2 milyar $ döviz kazandıracaktır.
Devlet müdahale kurumları ile en az 5 YTL/Kg ile devreye girmezse eğer fındık üreticisi 2008 yılında kan ağlayacaktır. Bu durumda fındığın fiyatı 2 YTL’nin de altına düşecektir. Bu fiyat ile de fındık 2008 yılı kampanya döneminde ülkemize ancak 800 milyon $ döviz kazandırabilecektir.
TMO’nun fındık alabilecek elinde parası bulunmamaktadır. Elindeki fındığın satılması halinde yine fiyatlar aşağı doğru eğilime girecektir. Yağlığa ayrılması durumunda da külliyen zarar edecektir.
· Devlet dolayısıyla TMO, elinde bulunan fındığın bir kısmını okullarda, askeriyede ve hastanelerde bedava dağıtmalıdır. Ayrıca TMO elindeki fındığın kalan diğer kısmını da belediyelere satmalıdır. Belediyelerin sosyal destek projesi kapsamında maddi durumu zayıf olan vatandaşlara aylık dağıttığı kumanyalar içerisine 2 kilogram fındık koyması halinde 5 milyon aileye ayda 10.000 ton fındık dağıtılmış olacaktır. Bir yıl içerisinde 120 bin ton fındık bu şekilde değerlendirilerek zarar edilmemiş olacaktır.
Ülkemiz açısından stratejik olan ürünler arasında yer alan fındık her zaman fiyat anlamında desteklenmelidir. Kilogram fiyatın 1 YTL düşmesi ülkemize 400-450 milyon $ döviz kaybettirmektedir. Devletin fındık fiyatını yüksek tutması ile bu para üreticimizde dolayısı ile ülkemizde kalacaktır.
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
FINDIK
BASIN BİLDİRİSİ
11 Haziran 2008
TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ ELİNDE KALAN 320.000 TON FINDIĞI KUMANYA DAĞITAN BELEDİYELERE SATMALIDIR.
Dünya fındık üretimi ortalama 750 – 900 bin ton arasında değişmektedir. Ülkemiz, Dünya fındık üretiminde %75’lik üretimle 1. sırada yer almaktadır. Ülkemizde fındık üretimi son yıllarda 650 bin hektar alanda 600-700 bin ton arasında değişmektedir. 400 bin üreticiyi direkt, 2 milyon insanın da dolaylı olarak geçim kaynağını oluşturmaktadır.
Yıllara göre fındık ihracatı 400-450 bin ton kabuklu fındığa eşdeğer gelmektedir. İç tüketimde değerlendirilen fındık ise 80-100 bin ton dolaylarındadır. Toplamda yıllara göre 500-550 bin ton fındık satılabilmektedir.
· 2008 yılı için fındık rekoltesi 710 bin ton olarak beklenmektedir.
· Fiskobirliğin tasfiyesi uğruna üzerine hiç görev değil iken Avrupa bankalarından yüz milyonlarca dolar kredi alarak fındık alımına giren Toprak Mahsulleri Ofisinin geçmiş yıllarda aldığı depolarında bulunan 320 bin ton fındık stoku ile birlikte 2008 yılı fındık arzı 1 milyon tonun üzerinde olmakta ve 500 bin ton arz fazlası meydana gelmektedir.
· 2007 yılı fındık maliyeti kilograma 3,30 YTL iken fahiş bir şekilde artan girdiler sonucunda TZYMB ve Karadeniz Bölgesindeki temsilcilikleri ile birlikte 2008 yılı fındık maliyeti kilograma 4,20 YTL olarak hesaplanmıştır. % 20’lik refah payı ile birlikte fındık alım fiyatının kilograma en az 5 YTL olması gerekmektedir. Bu fiyat ile ihracatta fındık, 2008 yılı kampanya döneminde ülkemize 2 milyar $ döviz kazandıracaktır.
Devlet müdahale kurumları ile en az 5 YTL/Kg ile devreye girmezse eğer fındık üreticisi 2008 yılında kan ağlayacaktır. Bu durumda fındığın fiyatı 2 YTL’nin de altına düşecektir. Bu fiyat ile de fındık 2008 yılı kampanya döneminde ülkemize ancak 800 milyon $ döviz kazandırabilecektir.
TMO’nun elinde fındık alabilecek parası bulunmamaktadır. Elindeki fındığın satılması halinde yine fiyatlar aşağı doğru eğilime girecektir. Yağlığa ayrılması durumunda da külliyen zarar edecektir.
· Devlet dolayısıyla TMO, elinde bulunan fındığın bir kısmını okullarda, askeriyede ve hastanelerde bedava dağıtmalıdır. Ayrıca TMO elindeki fındığın kalan diğer kısmını da belediyelere satmalıdır. Belediyelerin sosyal destek projesi kapsamında maddi durumu zayıf olan vatandaşlara aylık dağıttığı kumanyalar içerisine 2 kilogram fındık koyması halinde 5 milyon aileye ayda 10.000 ton fındık dağıtılmış olacaktır. Bir yıl içerisinde 120 bin ton fındık bu şekilde değerlendirilerek zarar edilmemiş olacaktır.
Ülkemiz açısından stratejik olan ürünler arasında yer alan fındık her zaman fiyat anlamında desteklenmelidir. Kilogram fiyatın 1 YTL düşmesi ülkemize 400-450 milyon $ döviz kaybettirmektedir. Devletin fındık fiyatını yüksek tutması ile bu para üreticimizde dolayısı ile ülkemizde kalacaktır.
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
“Özellikle buğday fiyatları, çiftçinin elinden çıktıktan sonra hızlı bir şekilde yükselmiştir. Kuraklığın yaşandığı 2007 yılında TMO dolayısıyla hükümet bu noktada regüle edici (düzenleyici) görevini yapamamıştır. Her yıl ortalama 1,5-2 milyon ton buğday alan TMO, 2007 yılında sadece 122 bin ton buğday alabilmiştir. Fiyatların yükselebileceğini öngörebilmesi, fiyatların çiftçinin ve tüketicinin lehine olarak ayarlayabilmesi gerekirdi.”
Son bir yılda gübre fiyatlarında yüzde 100, mazot fiyatında yüzde 30, tohum fiyatında yüzde 20, elektrik fiyatında yüzde 20 artışların gerçekleşmesi sonucunda buğday maliyetinin, 2008 yılında Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği’nin şubeleri ve temsilcilikleri ve konusunda uzman üyeleri ile ortaklaşa yapılan çalışmalar sonucunda kilogramı 0,533 YTL olarak belirlendiğini kaydeden Kiraz, yüzde 20 refah payı ile birlikte TMO’nun alım fiyatı ve piyasa fiyatlarının 1’inci grup Anadolu kırmızı ekmeklik sert buğday için kilogram fiyatının en düşük 0,640 YTL olması ve TMO’nun bu fiyatın altında alım yapmaması gerektiğini vurguladı.