TDK: ÖZÜRCÜLER EMPERYALİZMİN UŞAKLARIDIR

  • TDK: ÖZÜRCÜLER EMPERYALİZMİN UŞAKLARIDIR

    Değerli Basın Mensupları, 

         Bilindiği gibi, Türk Milleti, tarih boyunca Orta Asya’dan Avrupa’ya büyük fetihler gerçekleştirmiş, kültür ve medeniyet alanları oluşturmuş, karanlık çağları kapatıp insanlığı aydınlık yarınlara taşımış, büyük imparatorluklar kurarak yüzyıllarca farklı dinlerden, farklı ırklardan yetmiş iki buçuk milleti adalet ve barış içinde yaşatmış, bu yönleriyle  insanlığa bugün dahi niteliğine ve niceliğine ulaşılamamış  “insan haklarına saygı merkezli” bir “medeniyet güneşi” sunmuştur. 

         Bu güneşin ışıklarından korkan yarasa ruhlu topluluklar; yüzyıllar boyunca bir “Haçlı Ruhu” ile, askeri, ekonomik, sosyal, dini, etnik, psikolojik saldırılarla  milyonlarca Türk insanını hunharca katletmişlerdir. 

         Nihayet bu “Haçlı Sürüleri” tarihi emellerine kavuşmak üzereyken asırladır hür yaşamış büyük Türk Milleti Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde hiçbir şart altında “Türk’e kefen biçilemeyeceğini” “ Türk’e zincir vurulamayacağını” bütün dünyaya açıkça göstermiştir. 

         Ne yazık ki, Aynı merkezler bu politikalarını aynı inatla, aynı gayretle Cumhuriyet tarihimiz boyunca, bazen açıkça bazen sinsice, devşirdiği ve satın aldığı işbirlikçilerin de desteğiyle günümüze kadar ısrarla sürdürmüş, hedeflerine ulaşmak için artık son saldırılarına hazırlanmaktadırlar.  

         Son saldırılarına hazırlanan emperyalist güçler; 

         1- İçimizden devşirdikleri sözde aydınlara her vesileyle Türk milletine hakaret ettirmekte ve bunun karşılığında madalyalar vermekte, ekonomik refah imkanları sunmaktadırlar. 

         2- Bunlardan bir kısmına “Türkler bir milyon Ermeni öldürdü” sözünü söyletirken, diğer bir kısmına da “ Öldürdüğümüz Ermenilerden özür diliyoruz” dedirtmektedirler. 

         Değerli Basın mensupları, 

         Türk milletini hiçbir anlamda ve hiçbir alanda temsil etmeyen bu “Sözde Aydın”ların başlattıkları kampanya Türk Milleti büyük bir hayret ve derin bir endişe ile takip etmektedir.  

         Türk milleti hayret etmektedir:  

         Çünkü içinde yetiştirdiği, besleyip büyüttüğü, kıt imkanlarına rağmen okutup meslek, hatta şöhret  sahibi yaptığı bu insanların tarihe, hakka, hakikate, insanlık onuruna, bu toprakların kutsiyetine , toprağı vatan yapmış şehitlerin kanına, canına asla yakışmayan böyle bir hakareti, böyle bir gafleti, böyle bir nankörlüğü,  böyle bir insafsızlığı, böyle bir zulmü nasıl yapabildiklerini anlayamamaktadır. 

         Türk Milleti hayret etmektedir:  

         Çünkü içinde yetiştirdiği, besleyip büyüttüğü bu sözde aydın güruhunun

         – Ermeniler tarafından soy kırıma tabi tutulan milyonlarca Müslüman Türk insanın acısını, nasıl unuttuğunu,

         – Daha dün Karabağ’da, Hocalı’da Ermeniler tarafından katledilen on binlerce Türkün feryadını nasıl unuttuğunu,

         – Azerbaycan Topraklarının üçte birinin hala Ermeni işgali altında olduğunu,

         – 1.5 milyon Karabağ kaçkınının ağır şartlar altında inim inim inlemesini nasıl duymadığını,

         – Kerkük’te, Batı Trakya’da her gün katledilen, insani hakları göz göre göre çiğnenen insanlarımızın feryadını niye duymadıklarını anlayamamaktadır. 

         Değerli Basın Mensupları, 

         Türk Milleti bu tür kötü gelişmeleri derin bir endişe hatta dehşet içinde izlemektedir. Bu milletin bekasıyla, aşıyla, işiyle, emeğiyle, ekmeğiyle, toprağıyla, kimliğiyle, kültürüyle, tarihiyle, şerefiyle, diliyle, diniyle emperyalist güçler  rahatlıkla oynayabilmekte, korkusuzca saldırabilmektedirler.  

         Bütün bunlar da demokrasi adına, özgürlükler ve insan hakları adına yapılmaktadır. Daha da vahimi en alttan en üste kadar bu değerleri korumak ve kollamakla görevli olanların gözleri önünde kolayca yapılabilmektedir.

         Değerli Basın Mensupları

         Biz Türk Dayanışma Konseyi olarak diyoruz ki; 

         Türk Milleti ve bu ülke asla sahipsiz değildir.

         Bu Milletin ve bu ülkenin sahibi önce Alemlerin Rabbi olan Yüce ALLAH’tır.

         Sonra da Milletin kendisidir. İçinden çıkardığı yiğit evlatlarıdır, köklü kurumlarıdır.

         Hiç Kimse Türk Milletinin sabrını, soğuk kanlılığını, hoş hoşgörüsünü ve anlamlı suskunluğunu yanlış anlamasın.

         Hiç kimse yanlış hesap yapmasın. Tersini yapmak isteyen dönüp tarihe tekrar baksın. 

         Biz Türk Dayanışma Konseyi olarak diyoruz ki; 

         Köklü ve muhteşem bir geçmişe, dertli ve zor bir hale, kutlu ve umutlu bir geleceğe, önemli ve riskli bir vatan coğrafyasına sahip olan Büyük Türk Milleti bugün iç ve dış düşmanlarının açık ve sinsi saldırılarıyla ciddi bir yol ayırımı noktasına sürüklenmektedir.  

         Hiç kimse heveslenmesin. Hevesleri kursaklarında kalacaktır.

         Çünkü Türk Milleti Büyüktür.

         Elbette ki; Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır. 

         Saygılarımızla. 19.12.2008 

  • Haksız Zirai Mücadele İlaç Bayiliği Sınavı için Ziraat Mühendislerinin tüm kesimleri TEK SES oluyor.Bölüm Başkanları’ndan Açıklamalar Geliyor..






  • MAZOT BASIN BİLDİRİSİ

                    Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği ve Türk çiftçisi mazot fiyatlarını dikkatle takip ediyor.

                Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği (TZYMB) bundan iki ve dört ay önce yine basın bildirileri ile hükümete ve ilgili kurumlara mazot fiyatlarının indirilmesi konusunda uyarıda bulunmuştu.

                Akaryakıt pompa satış fiyatları son bir aydır % 12 oranında düşürülmüş ama bu yeterli değildir.

                11 Temmuz 2008 günü ham petrolün varil fiyatı 147 ABD Doları olarak tarihin en yüksek değerine ulaşmış, o tarihten itibaren hızlı bir iniş yaşanmıştır. Şu gün itibariyle ham petrolün varil fiyatı 52 ABD Dolarıdır.

                11 Temmuzdan bugüne petrol % 67 oranında düşmüştür. Akaryakıt fiyatlarının, özelliklede tarımda girdi olarak kullandığımız mazot fiyatlarının (%67-%12) % 55 oranında daha düşürülmesi gerekmektedir.  

                Ayrıca Devletin aldığı vergi pompa satış litre fiyatının % 70’i oranındadır.

                Petrolün rafineri çıkış fiyatı üzerine ÖTV, EPDK payı ve bunların tümü üzerine KDV eklenmektedir.

    Litre başına 1,49 YTL sabit Özel Tüketim Vergisi, EPDK payı ve KDV ücretlerini Devletin düşürmesi gerekmektedir. Aksi halde beklediğimiz % 55’lik indirimden sonra Devletin akaryakıttan aldığı vergi oranı % 80-85’lere çıkacaktır. 

                Ülkemiz akaryakıtı Dünya’da en pahalı kullanan ülkedir. Çiftçimizde Dünya’nın en pahalı mazotunu kullanmaktadır. Küreselleşen ve gümrük vergilerinin kalktığı Dünya’da Türk çiftçisi diğer ülke çiftçileri ile rekabet edebilme şansını kaybetmişlerdir.

    Dünya petrol piyasasından dolayı önümüzdeki günlerde akaryakıt fiyatlarının beklediğimiz % 55’lik daha düşürülmesi ve Devletin uyguladığı vergi oranlarının indirilmesinden sonra Türk çiftçisi 1 litre mazotu 1,5 YTL’ye kullanabilecek, ekonomik krizin en fazla etkilediği tarım sektöründe bir nefes alabilecek ve diğer ülkelerin çiftçileriyle rekabet etme şansını yakalayabilecektir.

    Saygılarımla…

                                                                                 Fehmi KİRAZ
                                                                                Genel Başkan
                                                         Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği
                                                                        Yönetim Kurulu Adına
     
     
     

     

  • Cumartesi Sohbetleri devam Ediyor

    TEKELİ özetle şunları söyledi:  
     

    Çiftçilikte   sermaye toprağa emanet edildiği için en zor üretim alanıdır..Çiftçi, aldığı krediyi veya elindeki mevcut parasal sermayeyi toprağa yatırıp doğaya terk ediyor. Doğa acımasız, yatırdığı sermayenin tamamını yok edebiliyor. Açıkta yapılan tarımsal üretim tamamen doğaya emanet. Yatırılan sermayenin bir kısmını bile olsa kurtarma şansı olmayabiliyor.Oysa  sanayi sektöründe durum böyle değil, sanayicinin  sermayesi  tamamen yok olmayacağı için kalan bir miktar sermayesini zarar ettiği işte değil farklı bir işte kullanabilir. Çiftçilikte teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin doğayla mücadele etme şansı  çok az..

     

    Sanayi sektöründeki KOBİlerde faaliyet gösteren sanayici karını çıkarır, piyasada  fiyatın oluşmasında  etkendir. Ancak çiftçilikte bu böyle değildir, çiftçi üretir maliyeti bellidir onu çıkarır ancak ne kadar karla satacağını kendisi belirleyemez. Tarımsal ürünlerde fiyat oluşumu  Devlet tarafından belirlenir kısıtlanır veya aracılık yapan tüccar belirler fiyatı.

    Çiftçi elindeki ürünü satmada büyük sıkıntı içinde, hammadde olarak sattığı ürün işlenir paketlenir üzerine maliyetin üstünde kar belirlenir  ve kazanç sağlanır. Bu safhada çiftçinin müdahale şansı yoktur.Çiftçiler işin zahmetini çeker, pazarlayıcı sektör karını elde eder.Çiftçi hep mağdur olur ürettiği maldaki  hak ettiği karı sağlayamaz.

     

    Tarım Bakanlığına bağlı eskiden 23 Genel Müdürlük vardı. 9 tanesi reorganizasyon adı altında kapatıldı.5 tanesi ise özelleştirildi.Bu arada Toprak Su Genel Müdürlüğü kapatıldı. Bu teşekküller birdenbire Tarım Bakanlığı ve çiftçi hizmetinden alınınca arada boşluk oluştu.Aniden kaldırılan devreden çıkarılan bu hizmetler tarımın bugünkü durumuna büyük zemin hazırlamıştır.Bakanlığın çiftçiye ulaşmasında büyük sorun var artık, çiftçiye gidilmiyor. Eskiden teknik ziraat okullarından mezun olan teknisyenler doğrudan çiftçi ile iç içe çalışıyordu..Tarım meslek liselerine gelenler genelde çiftçi çocukları olduğu için , aldıkları eğitim  teknik  eğitim olduğundan, alet edavatlarla  uygulamalı eğitim aldıklarından bu durum   tarıma çok fazla  katkı sağlıyordu. Yine ev ekonomistleri Meslek Liselerinden mezun olan bayanlar çiftçinin evine kadar gider, bebeğine zıbın diker, tarhana yapar, hijyenik eğitimler bilgiler verirlerdi.Sosyal bakımdan bir seviyeye getirirlerdi.Bunlarda çiftçiliğe önemli katkılardır.

     

    Ülkemizde yer altı ve yerüstü kaynaklarımız çok zengin.Ancak normal dışında kullanım olduğundan büyük kayıplar var.Suda, toprakta,merada ormanda çok bilinçsiz bir kullanım ve beraberinde kayıp var.Bunlar milyar dolar ekonomik kayıp oluturuyor.Ayrıca bilinçsiz ve sıradan tarımın yarattığı ekonomik kayıpta çok fazla, örneğin hasat kaybı, dane kaybı, dane kırıklığı  kaybı bunların hesabı da  trilyonlar tutar.

     

     

    Ayrıca tarımda zamanlama çok önemlidir. Verimde ve kalitede istenen verim alınamaz. Gübreleme, ekim, mekanizasyon hasat hepsi zamanlı yapılmalıdır. Bu faktörler tarımsal üretimde kaliteyi engelleyen en önemli faktörlerdir.  Tarımsal girdi kullanımında israf çok fazla . fazla ilaçlama, fazla  sulama, çeki gücünde israf  çok fazla( mesela 100 beygir gücündeki traktörde küçük bir tırmıkla arazi sürülür) .Kısaca girdide ve zamanlamadaki  büyük  israf söz konusudur.

     

    Yine ürünün hasatdan sonra tüketicinin tüketimine sunuluncaya kadarki geçen her aşamasında  zaiyat vardır.Muhafazada  depolamada tarımsal  ürünler fire verir.Ürünün çeşidine göre belirli bir süre bekleme dönemi vardır, buda pazarlamayı kısıtlar.

     

    Türkiye de göç olgusu çok önemli, genelde köyde doğan çocukların okuyanları, yada bir iş bulup güvence sağlayanları kente göç eder. İşletmede kalan  yani köyde tarımsal faaliyetlerde bulunan kişi okumamış bilgisiz kişidir. Bu kişi aile işletmesinin başında kalır tarımsal faaliyetler dededen kalma eski usullere göre yürütmeye gelir sağlamaya calışır.Bu nedenle tarım kesiminde çiftçiyi eğitmek zor ve zaman alan bir iştir.

     

    Tarımsal sanayide de büyük sıkıntılar vardır. Planlı dönemde tarıma gereken önem verilmedi. tarımı sürüklemesi bakımından sanayinin gelişmesi çok önemlidir.Teknolojik gelişme ne kadar güçlü olursa  olsun bu değişim ve dönüşüm içinde sanayici ne kadar ilerlerse ilerlesin bu ölçüde tarımda ilerlemelidir. Sanayi güçlü ise tarımda güçlüdür.Bu iki sektörü birden kalkındıran ülkeler kendi tarımlarının özelliklerine göre sanayi kurmuşlardır. Bu ülkeler  tarıma girdi üretecek şekilde sanayi geliştirmişlerdir.ani tarımsal sanayi  modern girdileri üretime almayı , bu girdilerle üretilen  kaliteli ürünü  yeniden işlemek üzere sanayiye yönlendirmeyi sağlamalıdır. Üretim geliştikçe tarımın alım gücü arttıkça sanayinin pazarı haline gelir.

     

    Bütün bunları  içiren tarımsal  bu tablonun içinden çıkabilmek   arzu edilen seviyeye getirebilmek için tek şans var eğitimi yaygınlaştırmak çiftçiye ulaşmak şart.Dünün eğitim sistemi bugün yok maalesef, Çiftçi ile bireir çalışmadan onun sıkıntısını görmeden bu sorunu çözmek çok zor. Bakanlığın 1000 köye 1000 tarımcı projesi de bu konuda başarılı olamadı.Eğitim konusunda daha etkili daha faydalı olcak yeni açılımlar yapılmalıdır.

     

    Hızlı gelişen dünyada en çok etkilenen tarım sektörüdür. Sermaye, emek, toprak bu üç  önemli girdinin bir araya gelmesi  gereklidir.Ziraat mühendisleri girişimci olmalıdır. Bunu sağlayan çok az meslektaşımız var.Bugün Ziraat Mühendisliği mesleğinin itibarı yoksa bunun nedenlerini araştırmak gereklidir.Sonsuz istihdam alanı varken, işsiz bu kadar mühendis olması sorunun derinleşmesini sağlıyor. Bu  durumdan Ziraat Fakülteleri de çok sorumlu.eğitim sisteminin yetersiz  olması etkin olmaması bu sorunların temelini oluşturuyor.Zirai üretim  dört duvar arasında yapılmamalı ziraat öğrenen gençlere fırsat verilmeli sahada uygulamalı eğitim yapılmalı.Politik baskı ile açılan fakültelerden kalitesiz eğitim alan mühendisler mezun oluyor ve onlardan faydalanılamıyor. Fakülteler çağın gereğine uygun eğitim sistemi geliştirmeliler.İnsan en iyi sermayedir bu nedenle insan yetiştirmek için ülkeler kıyasıya mücadele veriyorlar.Girişimci mühendisler yetiştirilmelidir.

    Üretimi artırmak dolayısıyla ihracatı artırmak bu mühendisler ile sağlanmalıdır.Bugün bilgisayar çağında bilgiye ulaşmak çok kolay.Mutlak ve muhakkak süzgeçten geçen doğru bilgi yaygınlaştırılmalıdır.Ziraat Mühendisleri özel programlarla çağdaş tarım teknolojisine göre girişimci ruhla yetiştirilmelidir.Tarım mühendis ile buluşturulmalıdır.bakanlık ve Fakülteler bunu beraber sağlamalıdır.bakanlık artık bazı işlerden elini çekmeli öğretici yönetici denetleyici olmalı.Fizibilite üretmeli, proje üretmeli ve bunları uygulamasını denetlemelidir.Üretim konusunda (meyvecilik,fidancılık,sebzecilik) dünyaya açılan mühendisler var.

     

    Bu sayede küçük ölçekli tarım işletmeleri bilgi ile donatılıp orta ve büyük ölçekli işletmeler olmalıdır.Ticari endüstriyel işletmeler olmalıdır.Küçük çiftçi kademeli olarak yükseltilmeli büyük üretimler yapabilmelidir. Bugün anadoluda nitelikli personel ile bir çok kentde büyük girişimciler doğmuşur.(kayseri,Antep,Maraş vb illerde)

    Fakülte eğitimi dışındada mühendisler sürekli araştıran kendini geliştiren bir çalışma düzeni içinde olmalıdırlar.

     

    Üretim ekonomide katma değer yaratabiliyorsa anlamlıdır.Tarım  sadece bitkisel ve hayvansal üretim değil,ticari ve endüstriyel özellikli üretimi de içermelidir. Üretilen tarım ürünleri işlenmeli ihraç edilebilmelidir.Genel olarak devlet meselesi olarak bu ticari dönüşüm sağlanmalıdır.

     

    Çiftçi ürettiği malın işlenmesi, paketlenmesi, stoklanması konularında söz sahibi olabilmelidir. Üreten ile pazarlayan mümkünse aynı olmalı yada bir arada istişareli çalışmalıdır.Bu sağlanmadan kalkınma sağlanamaz.Üretimden tüketime kadar çiftçi bu sürecin içinde yer almalıdır.Kaliteli verimli üretim yapabilecek bu sayede ihracatçı da kaliteli mal satabilecektir.Sanayicide kaliteli mal üretimi için kaliteli girdi üretecektir.Bu sayede sektörde katmadeğerli üretim oluşabilecektir.Milli geliri sağlayan katma değer üreten ürünlerdir. Bu sayede iş sahası açılır istihdam sağlanır.

     

    Ayrıca arazi toplulaştırılması önemli bir sorundur. Parçalı arazi sahipleri bir şirket altında toplanıp arazi değerinde hisse senedi çıkarılarak bu senetler 3. şahıslara satılarak yer değişme sağlanabilir, böylece özellikle miras yoluyla  arazilerin parçalanması  engellenebilir.

    Toplu yapılan meyvecilikte bu rahatlıkla yapılabilir.Sermaye olarak arazi yerdeğiştirmez senet yerdeğiştirirse bu şekilde parçalanma önlenmiş olur.

     

    Son olarak kent tarımı yaygınlaştırılmalıdır Özellikle büyük kentlerin etrafında yaygınlaşan varoş denilen köyden yeni göç etmiş tarıma yakın kişilerin topraktan koparılmadan evleri etrafında küçük çaplı üretim yapmaları sağlanmalıdır.varoşlarda kent tarımı yaygınlaştırılırsa şehrin sıkıcı darbesi, stresinden biraz olsun kurtulurlar.

     

    Uygulamanın içinden gelen eski nesil çok faydalı olmuştur. Tarımın gelişmesi ilerlemesine katkıları çoktur. Topraktan kopan insanın toprağa fayda sağlaması zordur.

  • Sohbet Toplantısı

     

  • EROZYONLA MÜCADELE

    Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toprakların yerinden taşınarak uzaklaşması ve kaybolma süreci erozyon olarak tanımlanmaktadır. İklim (yağışlar), topoğrafya, (arazi eğimi), toprak derinliği, bitki örtüsü ve toprakların fiziksel ve kimyasal  özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanında, özellikle ülkemizde arazilerin kabiliyetlerine (tarım, orman, mera, v.b) göre kullanılmamaları toprak kaybını artırıcı en önemli neden olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ülkemiz topraklarının % 7,2’sinde hafif , % 20,0’sinde orta ve % 58,7’sinde ise şiddetli veya çok şiddetli derecelerde erozyon problemi vardır. Erozyona uğrayan toprakların % 99’u su erozyonundan, geriye kalan % 1’i de rüzgar erozyonundan etkilenmektedir. Erozyondan etkilenen toplam alanımızın miktarı 57.2 milyon hektara ulaşmaktadır.

    En önemli çevre sorunu olan ve insanımızı açlığa, yoksulluğa ve göçe zorlayan toprak erozyonu, ekosistemin bozulmasında ve suların kirlenmesinde de çok büyük etkendir.

    Ülkemizdeki akarsularla beraber taşınan verimli toprak miktarı, Afrika’nın 22, Avrupa’nın 17 ve ABD’de oluşan toprak kaybı miktarından 7 kat daha fazladır.

    Her yıl tarım, orman ve mera alanlarından toplam 500 milyon ton, verimli üst toprak erozyonla kaybedilmektedir. Taşınan bu miktar toprakla birlikte yaklaşık 9 milyon ton bitki besin maddeleri de kaybolmaktadır.

    Erozyonu artırıcı ve hızlandırıcı en önemli etkenler, amaç dışı arazi kullanımı, hatalı toprak işleme teknikleri, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanmasıdır.

    Ülkemizde erozyonun bu kadar fazla olması kaderimiz değildir. Alınacak önlemler ile toprak kayıpları en düşük seviyelere düşürülebilir.

    Bunun için;

    Arazilerin kullanım kabiliyet sınıflarındaki yeteneklerine uygun olarak kullanılması, bitkisel (anız örtülü tarım), fiziksel  (teraslar) , kültürel (şeritsel tarım) v.b tedbirlerin alınması, azaltılmış ya da sıfır toprak işleme tekniklerine geçilmesi,    rüzgar erozyonu problemi olan alanlarda ise rüzgar hızlarını düşüren kamış perdeler, çitler vb. gibi fiziksel önlemlerin alınması,  kumul alanlarda ise kendi yetişme ortamına özgü doğal bitki türlerinin korunması ve iyileştirilmesi gibi önlemler alınmalıdır.

    Ülke topraklarının korunması ve ileriki yıllarda gıda güvencesinin tehlikeye girmemesi için hem Devlet olarak makro ölçekli erozyon önleme plan ve programlarının hazırlanıp bir an önce uygulamaya geçilmesi, hem de çiftçilerin bu konuda bilinçlendirilmeleri ve erozyonu önleyici tedbirlerin alınması konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.

    Kamuoyuna saygılarımla…

     

     

    Fehmi KİRAZ

    Genel Başkan

    Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği

     

    Sakarya Cad. 30/2 Kızılay/ANKARA
    Tel: (+90) 312 4335981

     
    NOT:

  • Türkiye’de akarsularla birlikte taşınan verimli toprak miktarı Afrika’dan 22 kat daha fazla

    Erozyondan etkilenen toplam alan miktarının 57,2 milyon hektara ulaştığına dikkati çeken Kiraz, en Önemli çevre sorunu olan ve insanımızı açlığa, yoksulluğa ve göçe zorlayan toprak erozyonunun, ekosistemin bozulmasına, suların kirlenmesine de çok büyük etkisi olduğunu ifade etti.

    Türkiye’de akarsularla birlikte taşınan verimli toprak miktarının Afrika’dan 22, Avrupa’dan 17 ve ABD’den 7 kat fazla olduğuna dikkati çeken Kiraz, “Her yıl tarım, orman ve mera alanlarından toplam 500 milyon ton verimli üst toprak erozyonla kaybedilmektedir, Taşman bu miktar toprakla birlikte yaklaşık 9 milyon ton bitki besin maddeleri de kaybolmaktadır” dedi.
    Kiraz, erozyonu artırıcı ve hızlandırıcı en önemli etkenin amaç dışı arazi kullanımı, hatalı toprak işleme teknikleri, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlandırılması olduğunu belirtti.
    Toprak kaybının alınacak önlemlerle düşük seviyeye çekilebileceğini vurgulayan Kiraz, arazilerin kullanım kabiliyet sınıflarındaki yeteneklerine uygun olarak kullanılması, bitkisel, fiziksel, kültürel tedbirlerin alınması ve azaltılmış ya da sıfır toprak işleme tekniklerine geçilmesinin bu önlemler arasında sayılabileceğini kaydetti.
  • KADIN KOLLARI SOHBET TOPLANTISI

  • Fehmi KİRAZ Dipnot Programı’nda

    21 KASIM 2008 SAAT: 12.00

    ATA TV – DİPNOT PROGRAMI
  • HAKSIZ SINAVIN İPTAL EDİLMESİ İÇİN YARGI YOLUNA GİDİLDİ